Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin GÜRKAN “MALATYA’DA HİZMET DESTANI YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

0
486
  1. Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, “Burada görev yapmak bir vebaldir, aynı zamanda da vecahattir. Görevinizi iyi yapmazsanız vebal altında kalırsınız. Biz vecahate yani şerefe tabii olmak istiyoruz. Bu şehrin geçmişinde medeniyet destanları yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Mevlana’lar, Sadreddin Konevi’ler ilim, irfan destanı yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Battal Gazi’ler, Hüseyin Gazi’ler, Hasan Gazi’ler kahramanlık destanı yazmışlar. Biz de günümüzde bu memleketteki insanları mutlu etmek için hizmet destanı yazmaya devam edeceğiz.”
    Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, yönetici ve eğitimci geçmişinin kendisine kazandırdığı tecrübeyi ileriye taşıyarak elde ettiği başarı ile alakalı dergimize açıklamalarda bulundu. Doğru eğitimin her alanda temel bir ihtiyaç olduğunu belirterek objektif bir yaklaşım ile birlik ve beraberlik duygusunu insan odaklı hizmet anlayışlarıyla harmanladıklarını ifade eden Başkan Gürkan, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Ben yöneticileri şöyle değerlendiririm; yönetici ya işgalcidir ya da fetihçidir. Eğer siz oturduğunuz koltuğun hakkını vermezseniz, bulunduğunuz yeri geriye götürürseniz işgalci olursunuz. İşgalciler imha eder, fetihçiler ileri götürür. Bulunduğunuz yeri ileriye götürürseniz fetihçisiniz. Bir de yönetim anlayışını şu felsefi yapıda değerlendiririm; mesela ben bu göreve geldim ve dünün yöneticisi nasıl olurum, bugünün yöneticisi nasıl olurum, yarının yöneticisi nasıl olurum? Diyelim 5 bin yıllık Aslantepe’yi ayağa kaldırırsanız geçmiş 5 bin yılın belediye başkanı olursunuz. Selçuklu eserlerini ayağa kaldırırsanız geçmiş bin yılın belediye başkanı olursunuz. Osmanlı’yı ayağa kaldırırsanız geçmiş 300-400 yılın belediye başkanı olursunuz. Ve bunları güne taşırsanız günün belediye başkanı olursunuz. Bunlarla da geleceğe güzel eserler bırakırsınız. Bunları ileriye taşıyarak geleceğin belediye başkanı olursunuz. Dolayısıyla biz yöneticiliği sadece atanmış ya da seçilmiş olgusu içerisinde, 5 yıllık görev süresi olarak değerlendirmiyoruz. Yani buraya geldiğimiz zaman kalıcı olma noktasında, eser üretme noktasında, burada neler yapabiliriz duygusu içerisinde hareket etmemiz gerekir. Biri bize iyi desin mantığı içerisinde hareket edersek onu gerçekleştiremeyiz. Bir de çalıştığınız yerde birlik, beraberlik olursa onun bereketi ayrı olur. Mesela biz Malatya’yı en kötü şartlarda aldık. Aldığımız mali tablo zor bir tabloydu. Akabinde bir deprem yaşadık. Hemen ardından da pandemi krizi. Bunların beraberinde esnafların, piyasanın sorunları geldi. Ama şu anda Malatya tarihinin en büyük yatırımları yapılıyor. Yani Malatya’nın toplam değerine eşit yatırımlar yapılıyor. Bunu da bütçeyle özdeşleştiremeyiz. Malatya, sevginin, huzurun egemen olduğu bir yer. Neticede biz, halkın hemen hemen hepsinin oyunu aldık. Burada 13 ilçemiz var. Bu ilçelerde de hangi partiye mensup olursa olsun büyükşehirde en fazla oy bize verilmiştir. Bunun Türkiye’de ikinci bir örneği yoktur. Bu şehirde 20 seneye yakın kamu görevi, 20 seneye yakın da belediye başkanlığı görevinde bulunarak büyük fedakârlıklarda bulunduk. Burada görev yapmak bir vebaldir, aynı zamanda da vecahattir. Görevinizi iyi yapmazsanız vebal altında kalırsınız. Biz vecahate yani şerefe tabii olmak istiyoruz. Bu şehrin geçmişinde medeniyet destanları yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Mevlana’lar, Sadreddin Konevi’ler ilim, irfan destanı yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Battal Gazi’ler, Hüseyin Gazi’ler, Hasan Gazi’ler kahramanlık destanı yazmışlar. Biz de günümüzde bu memleketteki insanları mutlu etmek için hizmet destanı yazmaya devam edeceğiz.

“Bizim Şemsiyemiz Gökyüzüdür”
Seçimden önce en büyük projeniz nedir diye sorduklarında hizmet anlatmadım, sosyal entegrasyon dedim. Doğu ve Güneydoğudan gelen farklı kültür, farklı etnik yapı ve farklı inançlara sahip insanların Malatya paydası altında birleşmesi ve ilelebet kilitlenmeleri gerekirdi. Biz de bunun çalışmasını yaptık. Netice itibariyle buradaki her görüş ve her mezhepteki insanlar da bizim bütün etkinliklerimize katılıyor. Bütün meclis kararlarımız oy birliğiyle alınıyor. Bizim gizli kapaklı hiçbir işimiz olmaz. Bütün işlerimiz şeffaf ve açıktır. Hal böyle olunca da insanların size güveni olur. Benim ailemden hiç kimse belediyenin önünden geçmez. Çünkü herhangi bir spekülasyona mahal vermememiz lazım, objektif olmamız lazım. Helal kazandıktan sonra olabilir ama insanların kafasında istifham uyandırmamak lazım. Ayrıca bana oy veren, oy vermeyen demek yerine herkesi kucaklamak lazım. Dünün, bugünün ve yarının belediye başkanı olma olgusu içerisinde, bunun vebali ve sorumluluğu içerisinde hareket etmeliyiz. Siyaseten davranışlar ve ayrımlar yanlış olur. Kültürde de, eğitimde de, sosyal belediyecilikte de ideolojik davranmak hiçbir şekilde doğru değildir. Şehrimizde veya ilçemizde yaşayan nüfusun hepsinin parasını alıyoruz. Peki, hizmette neden tefrik yapacağız? Bizim şemsiyemiz gökyüzüdür. Nasıl ki, gökyüzünde herkes istediği gibi nefes alıp veriyorsa, güneşten herkes nasıl yararlanabiliyorsa bizim yönetim anlayışımız da o kadar berraktır. İnsanlar arası tefrik yapmayı bırakın, biz bütün canlıların kutsal olduğuna inanan, o yaratılmış varlıkları yaratandan dolayı sevilmesine gerekildiğine inanan ve bütün canlıların hak ve hukukuna riayet etme durumunda olan bir yönetim anlayışı içerisinde olmamız gerektiğini düşünüyorum.
“17 Yılda Beni En Çok Etkileyen Birlik, Beraberlik ve Kardeşlik Projeleri Oldu”
Ben, 17 yıllık görev süresi boyunca hep insanların birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde olabileceği projeler üzerinde durdum. Beni en çok etkileyen projeler bunlar oldu. Mesela bugün Malatya gibi demografik yapı anlamında inanç ve değerler arasında farklı bir yapıda bütün kararlarınızı oy birliğiyle alıyorsanız ve A mezhebine mensup olan bir ilçeye gittiğiniz zaman başka partilerin bürolarında bile size olan saygıdan dolayı fotoğraflarınızı asıyorlarsa bundan daha büyük bir şeref yoktur. Bunun ikinci bir örneği de yoktur. Dolayısıyla en büyük projemiz; insanların sevgi atmosferi içerisinde kaynaşması ve Malatya paydası altında, Malatya’yı daha ileriye götürme hedefi içerisinde birleşmesidir.

“Halkla Bütünleşebildiğiniz Yerde Başarılı Olursunuz”
Benim İstanbul, Ankara, İzmir gibi bir hedefim yok. Neticede o bölgede de temayüz etmiş insanlar var. O bölgenin insanlarının tercih edilmesi çok daha iyi olur. Hem toplum nezdinde spekülasyonlar da olmaz. Mesela İstanbul’da, o yöreyi daha iyi bilenlerin daha çok faydası olacaktır diye düşünüyorum. Tabi ki yönetimin temel mantalitesi birdir. Yönetimin mantığını biliyorsanız yine bir başarı elde edersiniz ama belki kendi yörenizdeki kadar seri bir başarı elde edemeyebilirsiniz. Yereldeki temel mantalitede, atanmış şeklinde seçilmiş değil de gerçek anlamda seçilmiş olunması lazım. Halk sizi benimseyecek, sevecek, görecek ve sizinle bir parça olacak. Halkın bütün fotoğraflarını üzerinizde taşımanız daha uygundur. Yönetme konusunda problemimiz yok ama o bölgenin havasını teneffüs etmemiz lazım. Mesela İstanbul’daki insanların metrodaki sıkıntıları, deniz ulaşımındaki sıkıntılarını bileceksin veya işte karşılaşılan sorunları bileceksin. Bunlar da zaman alan konular. Yönetim anlamında problem olmaz ama yeri, yurdu, insanları tanıma, algılama anlamında başarıyı zaman olarak geriye çekecektir. Mesela bir paftayı plan yapın diye mimarın eline verirler ama iyi bir mimar orayı gidip yerinde göreyim der. Dolayısıyla bölgenin orada yetişmiş, oranın istikbali konusunda kaygılanan insanlarının böyle bir tercihte bulunması daha uygundur diye düşünüyorum.
“Malatya Tarihinde En Büyük Yatırımların Yapıldığı Dönem Bu Dönemdir”
Ben yöneticiliği tarif ederken şöyle derim: yönetici yöneten kişi değil, yönetici çağdaş anlamda kaynak üreten kişidir. Aynı zamanda kaynakları optimum kullanan kişiye yönetici deriz. Dolayısıyla kaynak üreteceksiniz, tasarrufu ve iktisadı da bulacaksınız. Şu anda Malatya’nın en rahat dönemi bu dönemdir. Malatya’da en büyük ve tarihine eş yatırımların yapıldığı dönem de bu dönemdir. Pandemi, deprem ve diğer sıkıntılara rağmen tarihin en büyük projeleri yapıldı. 50 yıldır toplum içerisinde konuşulup adım atılmamış projelerin hepsi tek tek yapılan projeler oldu. Dediğim gibi kaynakları bulup bunları optimum düzeyde kullanarak israftan da sakınacaksınız.
“Malatya Yemeklerinin Lezzeti Çok Farklı”
Gastronomi, bizim için önemli konulardan bir tanesi. Genelde vejetaryen mutfak, vegan mutfak da dâhil bunu bir bütün olarak değerlendirmek durumundayız. Malatya, değişik medeniyetlerin yaşamış olduğu bir yer. Bu medeniyetlerin her birinin o dönemde yaptıkları yemek çeşitleri günümüze kadar gelmiş. Birileri de bunlara katkı sağlamış. Dolayısıyla Türkiye’nin her tarafını gezmiş biri olarak Malatya yemeklerinin lezzetleri çok daha farklıdır. Özellikle tarihin derinliklerinde her dönemde yapılan yemeklerin ve bu yemeklere katkı noktasında daha farklı şeylerin olması yemeği daha lezzetli hale getiriyor. Doğal, organik olması ve sevgiyle pişirilmesi de önemli.

“Bulunduğu Yere Katkı Sağlayamayanlar İşgalci Olur”
Bizde katılımcı belediyecilik anlayışı var. Katılımcı belediyecilik; toplumdaki sosyal tarafların yönetimle ilgili alınan kararlara ortak olup yol haritasının o şekilde belirlenmesi amacına yöneliktir. 2014’te ilçe başkanı iken yerel yönetim programları için Sapanca’da yapılan bir toplantıya bizi de davet ettiler. O zaman şehir-insan ilişkileri içerisinde ne yapılabilir diye konuşuluyor. Sıra bana geldiğinde; “İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri’ne sormuşlar ‘Allah’ın varlığına delilin nedir?’ o da ‘Dut yaprağıdır.’ demiş.” dedim. Tabi herkes ne alaka dedi. Dedim ki: “Koyun yer yün yapar, böcek yer ipek yapar, keçi yer kıl yapar, inek yer süt, et yapar. Bizim Malatyalılar da her yaprağı köfte yapar, 90 çeşit köftemiz var.” İnsan, bir bireydir, şehir: insanların toplu halde yaşadığı yerdir. İnsanı tarif eden insan bilimciler, “İnsan; biyolojik, sosyal ve kültürel bir varlıktır.” demiş. Maslow, insanların ihtiyaç hiyerarşisini ortaya koyan bir üçgen belirlemiş; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, sevgi görme/ait olma ihtiyacı, saygı görme ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı. İnsan tarifi tamamen bu, ihtiyaçları da bu. İnsan buysa, ihtiyaçları da buysa şehirleri buna göre dizayn edeceğiz. Bu 5 temel ilke; hizmet belediyeciliği, kültürel belediyecilik, katılımcı belediyecilik, sosyal belediyecilik ve çevreyi koruma adına yeşil belediyecilik oldu. Ve o yıl yerel yönetimler programına geçti. Böyle bir benzetmeden çıkarak bu sonuca varıldığı için tebrikler de aldık. Neticede bulunduğunuz yere bir katkı sağlayabiliyorsanız onun bir anlamı vardır. Yoksa işgalci olursunuz. Bulunduğunuz koltukta bir şey üretmiyorsanız, eğer koltuk size güç veriyorsa problem vardır. Ama koltuk sizden güç alıyorsa yönetimde bir yetkinlik ve etkinlik vardır. Yetkinlik, yasalarla verilen görevdir. Ama etki, kişinin gücüne bağlıdır. Örneğin; şube müdürü olursunuz ama etki gücünüz yaptığınız hizmetlerle genel müdürden çok daha yüksektir. Genel müdür olursunuz, koltuğa yapışırsınız, yetkiyi de doğru düzgün kullanamazsınız ve orada yok olup gitmeye mahkûm olursunuz.

“Bir İdeal İçin Yola Çıkanlar Yorulmazlar”
Bir ideal için yola çıkanlar yorulmazlar. Eğer idealiniz yoksa çabuk yorulursunuz. İdeal için yola çıktığınızda önünüze sayısız engeller çıkarırlar, iftira atarlar, sizi yolunuzdan caydırmak için her türlü şeyi yaparlar. Ama siz bunları aşıp giderseniz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “O iftira atanlar size ne kahraman adammış derler sizler de gülüp geçersiniz.” Yani siz bir ideal için yola çıkmışsanız yorulmazsınız. Neticede yaptığınız her eserin karşılığını görürsünüz. Toplumda memnuniyeti görürsünüz, insanların yararına olduğunu görürsünüz ve bundan mutluluk duyarsınız. İnsanların ihtiyaç hiyerarşisindeki kendini gerçekleştirme dediği ihtiyacı da budur. Bütün insanlar kendini gerçekleştirmeye endekslidir. Bir kimyacı formül bulmaya çalışır, bir doktor hastalığa tedavi bulmaya çalışır, bir edebiyatçı roman yazarak kendini gerçekleştirir, bir gazeteci güzel bir yazı yazıp dikkat çekerek ya da kamuoyunda beğeni kazanarak kendini gerçekleştirmek ister, belediye başkanları da güzel hizmetler yaparak topluma eser sunup mutlu eder ve bu şekilde kendini gerçekleştirmiş olur.
“Yöneticilikte Her Yol Mubah Değildir”
Bir yöneticinin, amaçları doğrultusunda her yolu mubah gören, nefsin egemenliğine dayalı hırs duygusu olmayacak. Çalışmanın, gayret etmenin, adaletli olmanın temel esas alındığı azim duygusu içerisinde hareket ederseniz başarı sizinle beraber olur. Mevlana hazretlerinin şöyle bir sözü var: “Olmayacak işler ola, siz Allah’a yalvarasınız. Cenab-ı Allah yapa, siz seyredesiniz.” Ziya Paşa’nın Terkib-i Bend’de de şöyle bir ifadesi var: “İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez, Zira bu terâzû o kadar sıkleti çekmez.” Bazı şeyleri sadece maddi veya bütçeyle değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Burada tasavvufi bir yaklaşım gerek. Yani haram ve helal arasındaki tebliği iyi yaparsanız bir, bin olur. Ama öbür türlü işin içine fitne fesat veyahut haram karışırsa o zaman bir tane yaptığınız size bin tane bela olur. Yaptığınız hizmet eser olmaz, millete zulüm olur. Dolayısıyla hizmet erbabı birinin bu ayrımı iyi yapması lazım.

“Yöneticilikte ve Eğitimde Sorgulayan Bir Anlayış Gerekli”
Yöneticilikte en çok zorlandığım şey insanlar ve insanların işini sevmemesi. İnsanların hak etmedikleri diplomaları almaları ve o diploma kisveti altında öğrenmeye açık olmamaları da en zorlandığımız şey. Öncelikle bir eğitimci olarak, müfredatın düzelmesi gerektiğini düşünüyorum. Sorgulayan, inceleyen, araştıran, bilgi edinme anlayışının olduğu bir müfredat programı hâkim olmalı. Genelde test usulü soru çözme metotları olduğu zaman farklı soru sorulduğunda kişi tıkanıyor veya bir durumdan vazife çıkaramıyor. Bizim yetişmemizde matematiksel dört işlem yapsak bile sağlamasını yapardık. Yani sorgulayan bir eğitim anlayışı vardı. Şimdi ezberci, kes-kopyala-yapıştır anlayışın hakim olduğu bir sistem var. İşin kötü tarafı bu tüm sistemlerimize yayılmış. Bunun da bedelini bütün yönetim kademelerinin ağır ödediği kanaatindeyim. Yap-boz süreci ve bu süreçteki masrafların milli ekonomiye de çok zararının olduğunu düşünüyorum. Hizmet içi eğitim noktasında periyodik aralıklarla yapmış olduğumuz toplantılarda özellikle sorgulama ve somut örneklerden giderek yapılan çalışmaların üzerinde değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bu şekilde yapılan yanlışlardan üzerinden de çıkarım yaparak izah ediyoruz. Netice itibariyle mesafe de kat ediyoruz. Tabi kurum içerisinde iletişim eğitimi de geç öğrenilen bir şey. Bu konuda zekâ boyutu değil de yaş itibariyle öğrenmede gecikme olduğunu söylüyorlar. Tabi bunları da aşmak durumundayız. Bu konuda daha çalışkan, daha aktif, ehil ve liyakatli insanları göreve getirmek gerekiyor. Bulamadığınız zaman mevcutla yetinip ya da yetiştirip, daha iyisini bulduğunuzda değiştirme noktasına gitmeniz gerekiyor. Bu anlamda yönetimde verimlilik artırılabilir. Verimliliğin yanında aynı zamanda mali disiplini de getireceksiniz. Bunun için optimum diye tabir ettiğimiz yani en marjinal birimde de en üst verimi alma noktasında neler yapılabilir diye çalışmasının yapılması lazım. Pratik ve kestirme yol anlamında, daha uygununu araştırma noktasında, şatafatsız basit şeyler nasıl daha verimli hale getirilir çalışmasını hem hizmet içi eğitimlerinde anlatmak lazım hem de uygulamada göstermek lazım.
“Kitaplar Sizi Değil, Siz Kitapları Egemenliğiniz Altına Alın”
Gittiğim konferanslarda bütün kitapları okuyun ama okuduğunuz kitapları egemenliğiniz altına alın diyorum. Yani her okuduğunuz kitabın egemenliğine girerseniz farklı farklı karakterler olursunuz. Okuduğunuz kitapları egemenliğiniz altına alın ve kendi yol haritanızı hamurlaştıktan sonra belirleyin. Teslim olacağınız tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Ama diğer kitapların hepsini teslim alın. Etkilenmekten çok, onları bütünleştirip kendimize göre bir yol haritası çizmemiz gerektiğini düşünüyorum.

“Eğitimi Profesyonel Olarak Düşünmemiz Lazım”
En güzel eğitim, en güzel tebliğ kişinin hareketidir. Yönetici olan kişinin de düz olması lazım. Yönetici açıklığa, esnekliğe fırsat vermemelidir. Mesela, ranj açıklığını 5 derece verdiğiniz zaman tabana gittiğinde o 90 veya 180 dereceye yansır. Onun için o ranjı hiç vermemeniz, düz olmanız lazım. Bu şekilde çalışmak daha doğru olur. En güzel metot da düzgünlük metodudur, herkes ona uymak durumundadır. Bir de tabi başarıyı ödüllendirip, başarısızlığı eğitimle tölere edeceksiniz. Eğer kasıt da varsa zarar verenleri muhakkak cezalandırmamız gerekir. Eğitimi sadece okul veya hizmet içi ile değerlendirmek doğru değildir. Mesela ben iktisat fakültesini bitirdim. İktisat fakültesinin özeti nedir deseniz; tasarruf, sermaye, emek, yatırım, istihdam, üretim derim. Rahmetli annem derdi ki: “Balık deryada suyu öğünle içer, yılan toprağı öğünle yer.” İşte size tasarruf! ‘3 kuruşa çalışan para biriktirmiş, 3 liraya çalışan para biriktirmemiş’ derlerdi. ‘3 günlük dünyaya 5 günlük yiyecek lazım’ derlerdi. ‘Ayağını yorganına göre uzat’ derlerdi. Dolayısıyla iktisadın temeli de budur. Olayı sadece okullarda verilen eğitimle değerlendirmemek lazım. Eğitimi; anne karnından başlayarak çevre, aile, okul şeklinde bütüncül olarak değerlendirmek lazım. Tabi, okullardaki eğitim de aile eğitimi ve çevre ile desteklemek lazım. Okulda farklı, ailede farklı, çevrede farklı olduğu zaman çocuk tenakuza düşer. Çocuk, anne ve babasının söylediğine bakıyor, yaptığıyla uyum göstermiyor. Okulda öğretmenin söylediğine bakıyor, o da uyum göstermiyor. Başka bir yerde kanaat önderi denilen kişinin söylediğiyle yaptığı uymuyor. Bu Z kuşağı dediğimiz hadise de bunun sonucudur. Yani önce kendimizi düzeltmemiz lazım. Eğitim istenilen davranışın sürecini oluşturmaktır. Mesela birine: “Su içerken bardağı alıp höpürdetmeden içeriz.” dediğinizde o da suyu alıp söylendiği gibi içerse eğitilmiştir. Onun için eğitimi profesyonel olarak düşünmemiz lazım. Daha doğrusu yaparak, yaşayarak öğretmemiz lazım. Sadece kitaptaki bilgileri aktarıp sözle, davranışla desteklemediğiniz zaman Z kuşağının oluşmasına yol açar. O zaman isyankâr bir toplumla karşı karşıya gelirsiniz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.